Sporx Logo

Sporx
Sporx Mansetler
- İşte Süper Lig'in yeni adı!
- "Ayağım çukura girdi"
- Gün gün BİTEN transferler
- "6-0'ın faturası bana çıktı"
Tüm Manşetler
cizgi

Bizi Takip Edin:

Internet Explorer 8 Özel IE8 Araçları: Web Dilimi Hızlandırıcı Arama
 SON HABERLER:
Üyelik|Bize Ulaşın| About Us
  Ana Sayfa
 
  Transferler
  Rusya TV
  Canlı Skorlar
  Maç Odası
  Bilgi Arenası
  Sporx TV
  Futbol
  Basketbol
  Voleybol
  Tenis
  Motor Sporları
  At Yarışı
  Sporx Özel
  Medya
  Manager Zone
  Power Soccer
  Fantezi Futbol
  Erkek Kulübü
  Diğer Sporlar
  Canlı Skorlar
  İstatistik
  Yazarlar
  Foto Galeri
  TV'de Bugün
  Arşiv
  Canlı Anlatım
  Mobil
  Oyun Parkı
  Goal Zone 3D
  Oynat Sporx
  Test
  İçerik Paylaşımı
  Üyelik
  Bize Ulaşın
  Künye
  About Us



Haberi yazdır
 
Sporx TV - 6 Nisan Sabah Haber


"Kocakaya Zepka'ya yalvardı!"

At yarışı futboldan sonra yıllardır bu memleketin en büyük tutkularından biri. Şöyle geriye doğru gittiğimde Johnny Guitar, Yavuzhan, Bold Pilot, Trapper, Caş, Haberbatur, Bozdağ, İslambol, Tansel, Mirhat gibi efsane atların yarışlarına tanık olmuş biri olarak kendimi de şanslı hissediyorum. Bir çoğunu Veliefendi'de izleme şansı buldum. Tabii bu efsane atların yanında efsane jokeyler de vardı bu pistlerde.. Süleyman Akdı, Ahmet Atçı, Ertül Cankılıç, Engin Yalçın, Davud Akdı, Akın Özdeniz gibi. Hala başarılı olarak bu mesleği sürdüren Halis Karataş, Selim Kaya, Fuat Çakar ve Sadettin Boyraz'ı da eklemek gerekir bu kadroya.

Uzun süre sonra Veliefendi'nin yolunu tutuyorum. Yarış dünyasının duayen isimlerinden Hasan Saydam ve efsane jokeylerimizden Davud Akdı ile yaptığım röportajların üzerine bu üçüncü söyleşi olacak Veliefendi'de. Yarış spikerliğini başarıyla sürdüren sevgili Taner Tomaçoğlu'nun sesini tüm yarışseverler gibi ben de çok iyi biliyordum ancak bu sesin sahibini tanıma fırsatını 2 saati aşkın süren bu röportajla birlikte gerçekleştirmiş oldum. Yarışseverlerin merak ettiği tüm soruları Tomaçoğlu içtenlikle yanıtladı...

- Yarışsever sizin sesinizi tanıyor ama Taner Tomaçoğlu kimdir bilmiyor. Kısa bir özgemişinizi öğrenebilir miyiz? At yarışı sevgisi nerden geliyor?

15 Nisan 1972 İstanbul doğumluyum. İlk at yarışına ilgim sene 1996-97 ATV Kasımpaşa stüdyolarında başladı. Yarış programı yapan bir ağabeyimiz vardı radyoda. Benden seslendirme yapmamı istemişti. O dönem 100 milyar liralık bir kupon tutturulmuş ve ben radyoda bunun tanıtım reklamını seslendirmiştim. Tabii ilgimi çekti bu. 100 milyarlık bir rakam sonuçta. O gün de o ağabeyimiz ortak altılı için bize teklifte bulundu. Ben ve bayan bir dj arkadaşımız o zamanki para ile 250 bin lira vererek altılıya ortak olduk. Ama ilk ayaktan yattık. O günden sonra atlarla haşır neşir olmaya başladık. İşte her gün elimde bülten, galop felan çalışıyoruz radyoda. Acemi şansı derler ya, çok vakit geçmeden ilk altılımı tutturdum ve 29 milyon kazandım. Tabii sonrasında uzun süre hep kaybettik. İş güç derken ben de bir süre ara verdim.

- Ne kadar sürdü bu ara?

Yaklaşık 3-4 sene kadar. O dönem yurtdışına çıktım. Dönüşte Sabancı Holding'te ve Doluca'da çalıştım bir süre. Sonra gazete bir gün ilan gördüm, sene 2005. TJK'ya yarış spikeri aranıyor. Hemen başvurdum ve Reşat Köstem beni stüdyoya sokup deneme bir yarış anlattırdı. Hiç unutmam, İsmail Türüt'ün Delfina isimli atının kazandığı yarışı ilk anlattım. Tabii eski bir yarış bu, banttan izleyip anlattım. Barış Kurdu ile kazanmıştı. Süratli bir safkandı. Açıkcası benim işimi de kolaylaştırmıştı. Sıkıştığım zaman "Delfina önde, Delfina önde.." diyerek toparlıyordum. Beğenildim, ses tonumun ve diksiyonumun iyi olduğunu söylediler. Ve o gün bugündür 4 yıldır TJK'da yarış spikerliği yapmaktayım.


"TJK'DA PLAYSTATION PARTİLERİ MEŞHURDUR"

- Hipodromların sayısı artmaya başladı. Ankara, Bursa, İzmir, Adana... En son Diyarbakır'da da açıldı. İstanbul dışındaki yarışları kimler anlatıyor. Nöbet sisteminiz nasıl?

Öncelikle tüm hipodromlarda yarış anlattım. Bunun keyfini ve heyecanını yaşadım. Önceden rutin bir dönüşüm vardı. İstanbul-Ankara-Bursa sezonu biter İzmir-Adana yarışları başlardı, mevsimsel değişimlerden dolayı. O zaman İstanbul ekibi ikiye ayrılırdı, 3 spiker İzmir'e, diğer 3 spiker de Adana'ya. Ben daha çok İzmir'e giderdim. Tabii bu 3-4 aylık bir süreç oluyor. Sanıldığı gibi İstanbul'dan her hafta gidilmiyor. 3-4 ay orda otelde kalırdık. Evinizden uzaktasınız, bir süre donra özlemeye başlıyorsunuz ailenizi, İstanbul'u. Otelimiz çok güzel, 5 yıldızlı ama bir müddet sonra 4 duvar arasında sıkılmaya başlıyorsunuz, sonuçta yabancı bir çevredesiniz. Can sıkıntısı yenmek için bol bol DVD ve playstation'la vakit geçirmeye başlıyorsunuz. Zaten meşhurdur, TJK'da playstation partileri. Sonraki dönem alınan kararla gece yarışlarıyla birlikte İzmir'de sezon boyu yarışlar koşulmaya başladı. Bu da bizim için için oldukça zorlu bir dönemdi. İzmir'den Bursa'ya, sonra İstanbul'a. Doğal olarak yeni spikerlere ihtiyaç duyuldu. İstanbul ekibinin yanında İzmir ve Adana ekibi de kuruldu. Ama İstanbul'dan ara ara destek veriyoruz oralara. Çünkü aynı gün iki şehirde yarışlar olabilir. Örneğin bu hafta Perşembe Bursa'daydım, Cuma-Cumartesi Ankara'daydım, bugün (Pazar) de İstanbul'dayım.

- TJK spikeri olmak kolay mıdır? Ne gibi şartlar aranıyor?

Dışardan kolay gelebilir ancak çok zorlu bir iş. Herkesin yapabileceği bir iş değil. O kulaklığı takınca bambaşka bir dünyaya giriyorsunuz. Çok rahat olup da o kulaklığı takınca heyecandan mosmor olan insanlar biliyorum ben burda. Canlı yayın yapıyorsunuz ve yarış süresi ortalama 2 dakika. Bu sürede hem atları, hem jokeyleri iyi tanımanız gerekiyor, hem de yarışın o süratli temposunda hata yapmadan son düzlükte sprinte kalkan safkanları fotoya kadar heyecanlı bir şekilde yarışseverlere sunmak zorundasınız. Örneğin futbol maçları 90 dakika. Futbolcuların yerleri hemen hemen belli. F.Bahçe'de sol kanatta R.Carlos'un olduğunu ezbere bilirsiniz mesela. Ama at yarışında atlar sürekli yer değiştiriyor. Siz sıralamayı verirken 3. sıradaki at bir bakıyorusunuz 2. sıraya geçmiş. 50-60 km hızla koşan safkanlardan bahsediyoruz. Hele son 200 metrede 5., 6. sırada olan at müthiş bir sprinte kalkabiliyor. İçerden dalanlar oluyor. Hiçbirini kaçırmamanız yarışı çok iyi okumanız lazım. Ayrıca ses tonlaması çok önemli, diksiyon çok önemli. Yabancı isimli atların telaffuzu önemli. At sevgisinin yanında, bu camiaya özgü kelimelere de yabancı olmamak gerekir. Hep söylerim, iyi bir yarış spikeri olmak için 2 senenin geçmesi lazım.

- Yarış spikerliğine ilk başlayanların gelişme süreci nasıl oluyor. İlk neyi anlatmakla başlıyorlar, bunun basamak sıralaması nedir?

İlk padok anlatımı ile başlanıyor. Çünkü standartı belli olan bir şeydir. Atlar koşmuyor orda. Tabii ki hareket ediyor ama koşmadıklarından spikerliğin ilk adımı için ideal bir başlangıç oluyor padok. Sonrasında koşu özeti gelir. Yaşanmış bir şeyin aktarımı olduğu için spikerin yavaş yavaş tecrübe kazanması anlamında önemlidir. Çünkü yorum da katmak gerekir. Akabinde günün sonunda koşu özetleri olur. Basamağın sonunda da yarış anlatımı gelir.

- At yarışının kendine özgü bir litaratürü var; "Sağrısında", "beyaz bayrak ayna", "son düzlük", "en dış kulvardan koptu geldi" vs.. Bu kelimeler yarış anlatımında yarışseverlerin en çok duyduğu kelimeler. Bu tür kelimelere sizin de katkınız oldu mu 4 yıllık spikerlik geçmişinizde?

Tabii her spikerin kendine özgü bir anlatımı var; Yüksel Saymaz, Kaan Kıynak, Taner Tomaçoğlu.. İyi takip eden yarışseverler bu özgünlüğün farkındalar. Biz ilk mesleğe başladığımızda Ali Kayakıt, İrfan Umut gibi ağabeylerimizin tecrübelerinden birşeyler öğrendik. Sonra üstüne kendi getirdiğimiz yeniliklerle stilimizi oluşturduk. Mesela İrfan ağabey "emin fulelerle fotoya süzülüyor" diye çok orjinal bir katkı sağlamıştır. Standart bir kelime lügatı var zaten, üstüne her spiker arkadaşımız kendi özgünlüğünü yansıtarak yenilikler getirdi yarış camiasına. Tempo verdi, süratli stili ile öne düştü, sağrısına sokuldu, ona üstünlük sağladı gibi kelimeler var ilk aklıma gelen.

Bana gelirsek, ben daha çok kelime kullanmayı seviyorum. Ama bu yarışın rengine, gidişatına göre değişim gösteriyor. Ekstra kelimeler bulmak ve bu kelimelerin yarış sırasında tam oturduğunu görmek sevindirici oluyor. Doğaçlama birçok kelime ağzımdan çıkabiliyor. Mesela Adana'da iki hafta arayla aynı atların yarışını anlatmıştım. İlk 3 atın sıralaması ve yarışın taktiği iki yarışta da aynı olunca, benim cümlem "Bir önceki koşunun adeta kopyası" oldu. Bu cümlem çok beğenilmişti mesela. Yine start öncesi "eş zamanlı olarak kulvarlarına yaklaştırıldı" bu cümle bana ait.

At yarışının jargonu gerçekten çok özel. "Erken yürüdü" deriz mesela. Dışardan birine saçma gelebilir, at zaten koşuyor ne yürümesi. Ama bu cümle çok orjinal ve ne demek istediği anlaşılıyor. "Rakibine göre daha hazır olan şu at" deriz mesela, at sahibi hemen alınıp, nasıl yani benim atım hazır değil mi diyebiliyor.

TJK tarafından bir dönem Can Gürzap'ın başında olduğu Dialog diksiyon kursuna gönderildik. Ses nefes teknikleri, diyafram kullanımı vs. eğitim gördük. Fakat kelime kullanımı konusunda bizim jargona şaşırdılar. Bu işin önde gelen uzmanları, "biz size bu kadar verebiliriz, daha fazla yardımcı olamayız" deyip yolladılar bizi. Çünkü at yarışının kendine özgü bir litaratürü söz konusu. Orda çok tartışmamız oldu, "yürümek" diye bir kelime saçma kullanmamalısınız dendi. hatta bir dönem bazı kelimeleri kullanmama kararı aldık, ancak bu kez yarışseverden tepki geldi. Bir tarafta türkçeyi doğru kullanma mantığı var, diğer yanda apayrı kendine özgü bir literatür söz konusu. 


"KAFKASLI PADOKTA KENDİNİ HİÇ BELLİ ETMEZ"

- Yarış öncesi bir de padokta atların tanıtımını yapıyorsunuz. "Kazanacak at padokta kendini belli eder" derler. Tecrübeli bir gözlemci olarak yarışseverlere bu konuda ne gibi önerileriniz olacak?

Atlar gerçekten dünyadaki en hassas varlıklardan bir tanesi. Hepsinin ayrı karakterleri var, bunu zamanla öğreniyorsunuz. Bu nedenle zaten padokta bazı safkanlarda kapalı gözlük, kulaklık gibi takılar olur. Ufacık bir şeyden etkilenebiliyorlar çünkü. Gece gök gürültüsüden etkilenebilir, padokta kalabalıktan etkilenip sinir yapabilir. Yarışseverler özellikle atın sağrısına, atın diriliğine, canlılığına dikkat etmeli. Fazlalığı olmamalı. Kafasını dik tutması, kulaklarını dik tutması o atın iyi hazırlandığının bir göstergesisidir. Padokta atları tanıtırken biz de spikerler olarak aramızda konuşuruz: "Bak bu 7 numara çok canlı, kıpır kıpır bugün. 1 numara bugün çok farklı görünüyor" gibi.. Ter yapan, sinir yapan atlar genelde yarışa kendine veremez. Ama tüm bunlar tam bir kriter olamaz. Örneğin Kafkaslı padokta çok durağandır. Kendini hiç belli etmez. Kafa hep öndedir. Biz spikerler arasında "çok mütavazi" deriz. Dışardan tanımayan biri bu at hayatta kazanamaz yorumu yapabilir Kafkaslı'nın bu görüntüsüne. Ama sahaya çıkınca inanılmaz koşuyor.

- Yarış atlarını forma numarası olmadan tanımak mümkün müdür?

Bir kaç at dışında ben tanıyamam. Çünkü yüzlerce at kalabalığı arasında seçmek, tanımak imkansız gibi birşeydir. Ancak çok değerli ağabeyimiz olan İrfan Umut'un çoğu atı tanıdığı söylenir.

- İlk yarışınızı sormak istiyorum. Hangi hipodromda anlattınız, kim kazandı?

İstanbul Veliefendi Hipodromu'nda anlatmıştım. 2006 yılı Haziran ayıydı. Akın Sözen ile Merkür kazanmıştı. Tabii Merkür'ün yeri bende ayrıdır. O dönemin baş tay olma yolunda ilerleyen bir tayıydı. Açık Grup 3 yarışını kazanmışlığı var. Fakat çok ciddi bir sakatlık yaşadı. Yaklaşık 1,5 sene ara vermek zorunda kaldı. Bu sezon başı Ş.Urfa'ya yarış anlatmaya gittim. Bir baktım Merkür koşuyor. Ama kötü bir performans gösterdi. Üzüldüm tabii, eski günlerinden çok uzaktı.

- Spiker açısından yarışın kısa-uzun olması ya da Arap-İngiliz olması önemli midir?

Çok önemlidir. Her yarış spikerinin bir tarzı var. Ben mesela uzun mesafe yarışı daha çok severim. Ama pek çok spiker arkadaşım sevmez. Özellikle uzun mesafeli Arap yarışları sıkıcı bulunur. Çünkü yavaş tempolu olur. Önde gidecek at bellidir, yer değişikliği az olur. Biraz abartayım, 5-6 atlı uzun mesafe Arap yarışını gözü kapalı bile anlatabilirsiniz. Ama İngiliz atlarının koşulduğu yarışlar öyle değildir. Daha tempolu olur yarış. Sprint her an atabilirler. Kısa mesafeli yarışlar daha zordur. Özellikle kalabalıksa ve mesafe 1200 ise potaya yakın birçok at birincilik mücadelesine katılmış oluyor. Önceleri kısa mesafe yarışları çok korkuturdu beni. Ancak tecrübe kazandıkça bunları aşıyorsunuz. İngiliz-Arap ayrımı yapmıyorum ama spiker arkadaşlarım arasında Arap yarışlarını sevmeyen var.

- Sprintini çok sevdiğiniz, size anlatması keyif veren atlar hangileri?

İlk aklıma gelen İngilizlerden Sabırlı ve Hücum. İki safkanın da sprintlerini çok beğenirdim. Son düzlükte o umudu hep size verirler. Birden ortaya çıkıp mükemmel sprint atarak kalitelerini gösterirlerdi. Araplarda ise Kafkaslı ve Hayatım iyi sprint atan safkanlar.

- Cangıl'ı nasıl buluyorsunuz? Yaşıtlarına göre çok sivrildi ve çok iyi sprint atıyor. Üzerinde de Selim Kaya olunca biraz Kafkaslı'yı anımsatıyor.

Evet, Cangıl 3 yaşlı Araplar içinde şu an en iyiler arasında. Ama biraz daha beklemek gerekli, karakterinin tam otuması açısından. Mesela Bold Pilot'ın taylığı ile sonraki dönemi farklıdır. Taylık döneminde Beretta'ya üst üste geçilmişliği vardı. Ancak sonrasında müthiş keyif veren yarışlarını izledik. Gazi'deki rekoru hala kırılabilmiş değil.

"TOKAÇOĞLU FORMASINI FAZLASIYLA TERLETİR"

- Biraz da jokeyler hakkında konuşalım. Siz dürbünle bütün yarışları anlattığınızdan yarışseverlerin görmediği bir çok detayı görüyorsunuz. Onları daha yakından tanıyorsunuz. Mesela bir Fuat Çakar'ın biniş şekli ile bir Barış Kurdu'nun biniş şekli dışardan farkediliyor. Yeni jenerasyon jokeylerin binişlerini nasıl buluyorsunuz?

Gökhan Kocakaya bu yıl flaş yarışlara imza attı. Son dönemde zekasını yarışlara taşıyabilen çok önemli bir jokey. Sonlarda çok iyi geliyor. Cankılıç'ın stiline benziyor biraz. Çoğu yarışında bekleme yapıyor, ama insanın da yüreğini ağzına getirdiği oluyor.

Turgay Alıcı ve Ahmet Gökçe yetenekli aprantiler. Gelecek vaadediyorlar. Yine boy handikapına rağmen Ayhan Kurşun da ilerisi için umut veriyor. Onda biraz Karataş tarzı biniş şekli var. Özellikle üst üste bindiği atlarda daha başarılı oluyor ve bu kazandığı yarışlar birbirinin kopyası oluyor. Bu da bindiği atı çok iyi tanıdığını gösteriyor. Özellikle Ankara'da dikkat çeken bir isim oldu son dönemlerde.

Özcan Yıldırım'ı da beğenirim. Ata binişiyle çalışkanlığı ile dikkat çeker. Barış Kurdu'yu hem kişilik olarak hem de jokeyliliği ile bende ayrı yeri vardır.

Kadir Tokaçoğlu mesela bütün enerjini verir ata. İyi atla buluşmamıştır, kazanamayabilir. Ama onun mücadelesini, emeğini yarış izlerken fazlasıyla görürsünüz. Futbolda derler ya, yenildi ama formasını fazlasıyla terletti diye. Tokaçoğlu tam buna benzer bir örnektir.

Selim Kaya çok zeki bir jokeydir. Ailesi atçılıkla uğraştığı için çok at binerek kendini inanılmaz geliştirdi.

Atları tanımak çok önemli tabii. Halis Karataş bu konuda iyi bir örnek. Bu kadar istikarlı ve iyi bir jokey olmasının en büyük nedeni bu. Nerede yürümesi gerektiğini, 2 mi, 3 mü gitmesi gerektiğini, ne kadar tempo vermesi gerektiğini iyi bilmek gerekir. Karataş yarışı mükemmel okuyor ve doğru yerde inisiyatif kullanıyor.

"ADANA'NIN KEYFİ BAŞKA OLUR"

- En çok keyif alarak anlattığınız hipodromları sıralanızı istesem nasıl bir sıralama yaparsınız?

Adana benim için daha ön plandadır. Herşeyin çok iyi ayarlandığı bir hipodromdur. Güzel bir Adana gününde hipodrom hiç boş kalmaz. Gerek yarış anlattığımız yer açısından, gerek pistin yakınlığı ile daha keyif alırım orda. Sonra İstanbul gelir. Veliefendi yarışçılığın kalbidir zaten ama daha zordur. Çünkü herkesin dikkati burdadır. Ankara hipodromunda tribünler ile pistler arasında mesafenin uzak olması nedeniyle yarışseverler koşulara tam kendini veremez mesela. Ama spikerler açısında son derece rahat bir yerdir, terası vardır.

Tabii ki bir spikerin hipodrom seçmesi veya bir tarafa bir dikkat, diğer tarafa iki dikkat diye bir seçimi olamaz. Bizim amacımız her yarışı hatasız ve aynı heyecanla anlatmak.

- Gece yarışlarının başlaması sizin işinizi zorlaştırdı mı?

İzmir'de ilk gece yarışları başlarken endişeliydik. Acaba formaları görebilecek miyiz, parlama olur mu, ışıklandırma ile ilgili ölü noktalar yaşar mıyız diye tereddütlerimiz vardı. Ancak ışıklandırmanın kaliteli olması, ölü noktaların olmaması ile korktuğumuz başımıza gelmedi. Gündüz nasıl rahat anlatıyorsak, gece de o rahatlıkla sorunsuz bir şekilde yarışları anlatıyoruz.

- İstanbul'a sentetik pist yapıldı. Bu konuda olumlu-olumsuz eleştiriler oldu. Sizin yorumunuz nedir?

Ben olumlu bakıyorum. Yurt dışındaki benzer örnekleri baz alınarak en modern olanı yapıldı İstanbul'a. Uzun bir süre üzerinde çalışıldı, çok emek harcandı bu işe. Doğa olaylarının pist şartlarını etkilememesi ve atların daha sağlıklı koşması açısından iyi oldu bence. Yağmur yağdığında diğer pistler gibi çamur olmuyor örneğin. Sezon boyunca standartını koruyan bir pist olması yarışsever için de iyi birşey. Atların performans kıyaslaması daha sağlıklı yapılıcak demektir bu.

- Yarışseverlerin en büyük şikayeti safkanların çok istikrarlı olmaması. Yarış spikeri olarak bu konuda neler söylemek istersiniz?

At yarışı bana göre tamamen kısmet işi. Hani bazı efsanler vardır. Bilmem şu atın ahırından aradılar, şöyle böyle koşacakmış.. Bunlara çok kulak vermesinler. Sonuçta iki canlı, at ve jokey koşuyor. İkisinin de gününde olması gerekir. At çok iyidir o gün ama jokeyinin kafasında sorunlar vardır, birisiyle bozuşmuştur. Kendini tam veremez yarışa ve istenilen performansı o için gösteremez. Ya da tam tersi, jokeyi ne kadar formda ve gününde olursa olsun, atın ufacık bir problemi vardır ve o gün teşvik etsen de beklentilerin altında koşabilir. Sonuçta bir yarış ortalama 2 dakikada bitiyor. Bu süreçte iki canlının da çok iyi bütünleşip tam kapasite ile kendini yarışa vermesi gerekiyor.

"KOCAKAYA ZEPKA'YA YALVARIYOR!"

- Bu noktada atları da iyi tanımak gerekli diye düşünüyorum. Jokeylerin atların huyunu, karekterini bilmesi gerekiyor.

Atları tanımak ve onların huylarını bilmek inanın çok önemli. Yaşadığım çok güzel bir örnek var bu konuda. Zepka çok ilginç bir tay. Ankara'dan beri takip ediyoruz ve yakından tanıyoruz kendisini. Son 300'e gelene kadar sanki rakipleri 5 gündür koşuyor, o ise yarışa yeni başlıyor gibi. Çok rahat geliyor son düzlüğe kadar. Fakat bir özelliği var bu tayın, teşviki hiç sevmiyor. Bu konuda çok aksi. Ankara'dan sonra İstanbul'da koşmaya başladı ve üzerinde Gökhan Kocakaya var. İlk yarışını yüksek ganyanla kazanmıştı. Bahsettiğim koşuda ise günün bankosu konumunda. Doğal olarak Kocakaya'da baskı oluşuyor. Yarışın son metrelerinde baktık Gökhan, Zepka ile konuşuyor. Yalvarıyor adeta. Ağır çekimde izlerken yarışı daha net görünüyor. Çünkü yine Zepka son düzlüğe çok rahat çıktı ancak sonra hiçbir teşviğe cevap vermedi ve adeta durdu. Gökhan yalvarıyor adeta ata. Neyse yarışı Zepka zor da olsa kazandı. Sonra Gökhan'a bunu sordum ben, ne konuştun atla diye? Bana cevabı şöyleydi: "Hadi kızım, hadi canım diye yalvardım ağabey. Bağırmaktan sesim gitti. Son düzlüğe o kadar rahat çıkmamıza rağmen birden durdu at. Kolay değil, tüm gazeteler günün bankosu olarak vermiş. Yalvara yalvara potaya attık neyse ki Zepka'yı. Kırbaç vursam, küsüyor. Çok iyi tanıyorum çünkü tayı."  

- Jokeyler atları nasıl tercih ediyor? Bazı jokeylerin menajerlik sistemine geçtiğini biliyoruz.

Evet artık birçok jokeyin menajeri var. Ve at tercihi yaparken bu menajerler at sahipleri ile diyaloğa geçiyor. Halis Karataş'ı örnek verirsek, anlaşmalı olduğu eküriler var. Eğer bu ekürilerin atı o yarışta koşuyorsa ona biniyor. Koşmuyorsa menajeri ile birlikte değerlendirme yapıp, ona göre karar veriyorlar. Zaten at sahipleri de iyi jokey ister atları için. Bu nedenle Karataş'ı öncelikle düşünürler. Halis ağabey çok kaliteli bir insan, çok başarılı bir jokey. Ona at teslim etmek, kimsede soru işareti bırakmaz. O günkü yükselen değer kimse, tabii ki at sahiplerinin de gözünden kaçmaz. Ve atlarını fomda olan jokeye vermek isterler.

- Foto-finish konusunda bazı yarışseverlerin kuşkusu oluyor. TV'den izlerken kazanmış olarak görünen at, foto-finish'te kaybetmiş olabiliyor. Bu konuya açıklık getirebilir misiniz?

Biz spikerler olarak yarışın son metrelerinde atlar çok yakın farklar ile fotaya girdiğinde net birşey söylemeyiz. Çünkü göz yanılgısı olabiliyor. TV'den bakıldığında ise kamera açısı gözleri aldatabiliyor. İçerdeki at öndeymiş gibi görünür ama esasında dışardaki at daha önde olabiliyor. Sonuçta aksiyon farkıdır bu. Her şehrin kamera açısı farklı ve bu da yarışseveri yanıltabiliyor. Bu konuda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Çok hassas ve sıkı kontrollerin yapıldığı bir cihazdır.

Geçmişte bu konu ile ilgili bazı spiker arkadaşlarımızın da yanıldığı oldu. Anlatırken içerdeki at kazandı diye yarış bitiriliyor. Sonra foto-finish ekrana yansıyınca dışardan gelen atın kazandığı ortaya çıkıyor. TJK bu konuda çok titiz olduğu için yanlış yapılmaması yönünde biz spikerlere bu anlamda uyarılar yapılıyor. Bazen atın kazandığı çok ortada oluyor ancak garanti olsun diye fotoya kaldı diyebiliyoruz.

- İstanbul yarışlarında artık At takip sistemi uygulaması altında, Trakus sistemi uygulanıyor. Hem yarışsever için hem siz spikerler için kolaylık olmuştur diye düşünüyorum.

Trakus gerçekten çok önemli avantajlar yarattı. Hangi atın öne geçtiği, hangi tempoyla gittikleri gibi çok önemli veriler sağlanıyor bu sistemle. Ama biz spikerler için her zaman dürbün ve göz daha önemli ve öncelikli. Ben açıkcası gerek görmedikçe trakusa bakmıyorum. Çünkü gerçek spikerlik dürbünle gördüğünüzü aktarabilme yeteneğidir.

- At yarışı denildiğinde bazı kesim şikenin döndüğünü söylüyor. Dürbünle tüm yarışları takip eden biri olarak, sizce şike olayları var mı bu camiada?

Hayır kesinlikle yok. Ben bu camianın 4-5 yıldır içindeyim, ne şahit oldum, ne de duydum. Gerek foto-finish cihazının sıkı kontrolü ve emsalinin en iyisinin hipodromlarımızda bulunması, gerekse Komiserler Kurulu'nun çok iyi yarışları takip etmesi bu tür kuşkuların ben de oluşmasını önlemiştir. Onlarca kamelardan yarışlar izleniyor. Sadece yarışı ilk dörde giren atlara bakılmıyor. Yarışın her anı takip ediliyor. Zaten koşu ikramiyelerinin bu kadar yüksek olduğu yarışlarda jokeylerimiz de böyle birşeye kalkışmazlar. İnsan ekmek kazandığı işine saygısızlık etmez. Zaten böyle birşey olsa bu kadar teknolojinin içinde yaşadığımız bir dönemde hemen ortaya çıkar diye düşünüyorum.

- Hiç Gazi Koşusu anlattınız mı?

Maiden koşu ile Gazi Koşusu arasında işin ciddiyeti anlamında benim için bir fark yok. Ancak bu sene kısmetse anlatmayı istiyorum. Çünkü burada hiyerarşik bir sıra var. Doğal olarak bizden tecrübeli spikerlerin önceliği söz konusu. Tabii ki son dönemdeki spikerlerin performansları da çok önemli. Bu sene veya sonraki yıllarda kesinlikle Gazi anlatmak istiyorum. İlerde torunlarımıza bu Gazi yarışını ben anlattım demek güzel olur diye düşünüyorum.

"ATLAR TEK TEK YOK OLUYOR!"

- Yarış anlatımı sırasında ilginç anılarınız var mı?

Bir gün Bursa'da Kaan Kıynak ile yarış anlatıyoruz. Birden yağmur yağdı. Ama böyle bir yağmuru ben bu yaşıma kadar görmedim. Rüzgar da çıktı, ve üstüne bir de sis çöktü. Göz gözü görmüyor. Biz yarış iptal olur diye bekliyoruz. Jokeyler yağmur ve rüzgardan yerlerinde duramıyor, sırıl sıklam oldular. Yarış koşuldu ama uzaktan bizim görmemiz mümkün değil. O yarışı nasıl anlattık hala aklım almıyor. İnanılmaz bir gündü benim için. Atların hiç biri görünmüyor. Bu gibi durumlarda artık biraz da ezber bir anlatım oluyor. Atları çok iyi tanıdığımızdan bu at önde, hemen arkasında şu at var diye diye yarışı bitirdik (gülüşmeler). Bu da tecrübe işi işte. Bir şeyler anlatman lazım, yarışsever senden bunu bekliyor.

İngiltere yarışlarında başıma geldi birde bu sis olayı. Son 400'e giriliyor, baktım atlar yok oluyor! Sis bulutu bir kapladı ortalığı, atları tek tek yutuyor. Tabii İngiltere yarışları olduğu için yarışsever nasıl TV'den takip ediyorsa, ben de TV'de izleyip anlatıyorum yarışı. Kamera açısı da çok kötü. O sırada doğa olaylarını anlatmaya başlıyorsunuz. Çünkü o boşluğu doldurmak zorundasınız. yarışsevere komik gelebilecek durumlar olabiliyor doğal olarak ama yapacak birşey yok. Canlı yayın bu, herşey olabiliyor.

Diğer bir anım da, spikerliğin ilk zamanları.. Tahabatur diye bir at kaçıyor. Ben "Haberbatur kaçıyor, haberbatur kaçıyor.." diye anlatıyorum. Haberbatur onun babası tabii. O sırada çiftlikta yan gelip yatıyor Haberbatur, ben de onun kulaklarını çınlatıyorum (gülüşmeler). Yarışseveri eski günlerine götürdüm yani. 10 sene önceki yarışın bandını koymuşlar gibi bir durum oldu. Noltalji yarışı oldu bizimkisi. Sonra buradaki arkadaşlar uyardı beni, Tahabatur diye, öyle düzelttik.

Ş.Urfa yarışlarını anlatıyorum. Bir yarış var, 10 atın 9'unun forması sarı-kırmızı. G.Saray'ın eski parçalı forması gibi. Ve atların hepsi kır at. Koşmaya başladılar. Uzaktan görüntü şu, sanki sarı-kırmızı bir geçit töreni. hepsi birbirinin aynısı neredeyse. Napayım, nedeyim derken öndekilerin bir kaçını saydım. Ama forma numaraları da görünmüyor. Atların hepsini saymaya başladım bende. Sayma işlemi bitiyor, tekrar başlıyorum baştan saymaya. Yanımdaki spiker arkadaşıma ara ara bakıp teyit alıyorum. O da benden farksız, sonuçta hepsi aynı renk. Yapacak bir şey yok. Bir tek sarı-yeşil Ş.Urfaspor'un renklerini taşıyan bir at var onu gözüme kestirip ona göre anlatıyorum yarışı. Neyseki sarı-yeşilli at yarışı kazandı da beni büyük bir dertten kurtardı. Düşünsenize 2-3 tane sarı-kırmızılı at fotoya birlikte girse kimbilir neler yaşanacaktı.

- Yarış spikeri olduğunuzu öğrenen insanların size yaklaşımı nasıl oluyor. Hemen tüyo mu istiyorlar?

Öncelikle çok şaşırıp, inanamıyorlar. "Nasıl bu kadar hızlı konuşuyorsunuz" diyorlar. Sonra ki yaklaşım ise hemen "tüyo var mı?" sizde oluyor. Devamında da "şike oluyor mu" geliyor.

- İzinli olduğunuz günlerde neler yaparsınız?

İzinli günümde at yarışından uzak kalmayı tercih ediyorum. Keyifli bir kahvaltı yapmak, DVD'de film izlemek, kitap okumak, hava güzelse dışarıya çıkıp gezmek beni rahatlatıyor. Haftada bir iki gün de olsa bu izin günlerimi böyle değerlendiriyorum.


Röportaj: Bülent Çulhaoğlu / Sporx.com


09.02.2010



Haber hakkında yorumlar %100
ThePunisher66 (13/02/2010 18:22)
At yarışlarını takip etmiyorum ancak keyifli bir röportaj olmuş. ...
Tüm yorumları oku(1) / Yorum ekle

Diğer Özel Röportaj haberleri
Bu klip çok konuşuluyor (24.07.2010)
Beşiktaş'ın kaçırdığı yıldız! (05.07.2010)
"LeBron değil Kobe" (30.06.2010) (resimli)
Hidayet: "Haykırmak istediğim şey bu" (28.06.2010) (resimli)
Umutsuz şampiyonlar! (04.06.2010)
Yıldızı yükselen genç bir spiker! (31.05.2010)
"4-4-2 burada işe yaramıyor" (29.05.2010) (resimli)
Ali Sami Yen’i unutamayan MANU efsanesi (26.05.2010)
"Milli Takım'ın geniş kadrosuna sığamadım" (24.05.2010) (resimli)
"Bu maçı kesinlikle kazanacağız" (06.05.2010)
"Aynı teknik direktörler dönüp duruyor" (23.04.2010)
"G.Saray'a daha hazır gelseydim.." (22.04.2010)
"İdolümüz Mususi" (21.04.2010)
"Kadıköy ve İnönü'de oynamak.." (15.04.2010)
"G.Saray'a sempati duyuyorum" (14.04.2010)
"Özer, Alex, Engin ve Selçuk" (09.03.2010)

En çok izlenenler
Asist Andre Santos'tan!
25068 izlenme
Drenthe De Jong'a özendi! Uça...
8728 izlenme
Çılgın bir Bosnalı
16767 izlenme
Jaja Trabzonspor'da, işte o 4...
92135 izlenme
Çılgın futbol takımı Stjarnan...
43105 izlenme
Ashley Young'un direk şovu! İ...
136968 izlenme
James Milner'dan direk şov! K...
103952 izlenme
Galatasaray'da yattı, Manches...
10513 izlenme
* videolar, son 6 saat içerisinde en çok izlenmeye göre sıralanmıştır.
En Çok Okunan 10 Röportaj
Umutsuz şampiyonlar!
"Kocakaya Zepka'ya yalvardı!"
"LeBron değil Kobe" R
Rothen: "Daum beni istedi"
Bu klip çok konuşuluyor V
"Özer, Alex, Engin ve Selçuk"
"Kadıköy ve İnönü'de oynamak.."
"G.Saray'a daha hazır gelseydim.."
"Bu maçı kesinlikle kazanacağız"
"Milli Takım'ın geniş kadrosuna sığamadım" (R/V)
En Çok Okunan 10 İnceleme
En büyük derbi!
Formula 1'de 2010 sezonu
Formula 1'de 2010 sezonu (III)
Böyle mi olacaktı!
ÇILGIN Benitez!
Afrika'da parladılar...
Yabancı öğütme fabrikası
Formula 1'de 2010 sezonu (II)
Galacticos'un dramı!
11 sürpriz kader adamı!
ARAMA
Detaylı Arama        
· Ana Sayfa · Futbol · Oyun · Basketbol · Voleybol · Tenis · Motor Sporları · At Yarışı · İddaa · Canlı Sonuçlar
· Yazarlar · Fotoğraf Galerisi · TV’de Bugün · Spor Haberleri · İçerik Paylaşımı · Mobil · Bize Ulaşın · Üyelik · Künye
· About Us

sporx.com web sitesinde yer alan tüm sayısal veriler, istatistikler ve tahminler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Köşe yazılarında yer alan içerik yazarların kendi görüşleri olup; ilgili konu hakkında sporx.com'un genel görüşünü yansıtmaz. Web sayfalarımızda yer alan bilgiler ve doğrulukları tarafımızca garanti edilmemekte olup, bu bilgiler belli bir getirinin sağlanmasına yönelik olarak verilmemektedir. Bu nedenle bu sayfalarda yer alan bilgilerdeki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sporx.com sorumlu tutulamaz.