Sporx Logo

Sporx
Sporx Mansetler
- İşte Süper Lig'in yeni adı!
- "Ayağım çukura girdi"
- Gün gün BİTEN transferler
- "6-0'ın faturası bana çıktı"
Tüm Manşetler
cizgi

Bizi Takip Edin:

Internet Explorer 8 Özel IE8 Araçları: Web Dilimi Hızlandırıcı Arama
 SON HABERLER:
Üyelik|Bize Ulaşın| About Us
  Ana Sayfa
 
  Transferler
  Rusya TV
  Canlı Skorlar
  Maç Odası
  Bilgi Arenası
  Sporx TV
  Futbol
  Basketbol
  Voleybol
  Tenis
  Motor Sporları
  At Yarışı
  Sporx Özel
  Medya
  Manager Zone
  Power Soccer
  Fantezi Futbol
  Erkek Kulübü
  Diğer Sporlar
  Canlı Skorlar
  İstatistik
  Yazarlar
  Foto Galeri
  TV'de Bugün
  Arşiv
  Canlı Anlatım
  Mobil
  Oyun Parkı
  Goal Zone 3D
  Oynat Sporx
  Test
  İçerik Paylaşımı
  Üyelik
  Bize Ulaşın
  Künye
  About Us



Galacticos'un dramı!
Haberi yazdır
 
Sporx TV - 6 Nisan Sabah Haber


Galacticos'un dramı!

Büyük hedefler, büyük umutlar, transfer piyasasında devalüasyon etkisi yaratan transferler, markası  kalitesinin önüne geçen isimler ile yükselen sanal çıta, alkışlanan hamleler, sağır oda misali sorgulanamayan yatırımlar, harcamalar ve daha fazlası... Söz konusu sarı-kırmızı olunca her zaman bir fazlası, her zaman biraz daha ötesi de vardır aslında...  

Sarı-kırmızı bayraklar Avrupa'nın en ücra köşesinde dalgalandığı zaman da, uluslararası  futbolun nirvanası Şampiyonlar Ligi'nde her sarı-kırmızı görüldüğünde heyecanlanarak 'ah Galatasaray vah Galatasaray' denildiği zaman da....

Sarı-kırmızı tutkunlarına, en az şampiyonluk kadar değerli olan Şampiyonlar Ligi'ne yedi yıldır katılamamanın ve futbolcu transfer ettiğiniz takımlar ile sadece masada karşı karşıya gelebilmenin hesabını kimse veremez...

Aynı şekilde kimse, bugünlerde 10. yılını dolduran UEFA Kupası'ndan geriye kalanların hesabını da veremez. Galatasaray taraftarının, farklı renklerden farkı da budur aslında... Hesap sormaz, soramaz! Modern taraftar profili yeni yeni oturmaya başlasa da kafalarda, farklıdır sarı-kırmızı biraz...

Sarı-kırmızı taraftarının iliklerine kadar umut dolduğu 2009 yılı başında, Florya güllük gülistanlıktı... Marka bir teknik adam, rüyaları süsleyen transferler, üzerine konularak ilerletilen projeler ve daha fazlası... Türkiye'de bir 'Galacticos' havasının sertçe estiği o günlerde akıllarda şampiyonluk için tek bir soru işareti bulunmuyordu. Alternatifi bol, kreatif kadro bir dünya markası Frank Rijkaard'ın ellerine bırakıldı. Tek beklenen, istenen şampiyonluk ve ucu olmayan bir başarı denizi...  

Sezonu erken açmak ve uzun maratona UEFA Avrupa Ligi ile başlamak sanılanın aksine Galatasaray için bir dezavantaj değil; bir avantajdı. Erken başlangıçlar, oturmuş bir kadro, istikrarı olan bir teknik heyet için dezavantaj olarak adledilebilir ancak kulübe, takıma ve ülkeye ısınma süreçi uzun bir zaman alması muhtemel yeni bir isim için avantaj!  

Kadroya katılan isimler, oturtulmaya çalışılan yepyeni bir sistem, oyuncular arasında uyum, adaptasyon gibi bir çok öğenin belirli bir ahenk içerisinde başarıya uzanan anahtarı oluşturması süreç isteyen, zorlayan ve bazı sıkıntıları beraberinde getiren sancılı bir yapılanmayı da zorunlu kılmaktadır. Madalyonun bu tarafından bakıldığı zaman Rijkaard ve ekibi en sondan başladı hatalar sinsilesine... Değerlendirme, analiz aşamasında...

Sezona Avrupa'da yumuşak rakipler karşısında eserek başlayan Galatasaray, yeni sezonda neler yapıp, yapamayacağının sinyallerini de vermeye başladı.

Hücum gücü yüksek, her an skoru değiştirebilen oyuncuların kadrodaki kritik misyonu, alternatif oyuncuların yanı sıra özellikle savunma kurgusunda görev yapması muhtemel oyuncuların kafalarda sürekli bir soru işareti yaratması ve bu oyuncuların Frank Rijkaard'ın aklındaki oyun sistemi ile ters düşmesi, yaşanan sakatlıklar, şansızlıklar, derin darbeler vuran bireysel hatalar 34 haftalık zorlu periyodun bir özeti gibiydi aslında...

Peki Galatasaray, 2009-2010 sezonunda neden beklenen başarıyı yakalayamadı? İşte kritik soru bu... Tek bir etkeni yaşanan başarısızlıkta etkili göstermenin deli saçmasından öteye gitmeyeceği kaotik ortamda Galatasaray'ın bu sezon yaşadığı başarısızlığı 'nedenlerini' Sporx.com editör ve yazarlarından Fatih ŞAMLIOĞLU masaya yatırdı...

TAKTİK VE KADRO İSTİKRARSIZLIĞI!

4-3-3 ve onun bir uyarlaması olan 4-2-3-1 taktiğini Galatasaray'da da oturtmak isteyen Frank Rijkaard, öncelikle kadroda bulunan oyuncuların kendi taktik planına uygun olup olmadığını sistematize edemeden, direkt uygulama aşamasına geçti...  

Kewell, Keita ve Arda gibi kanat oyuncularının hücum gücünden maksimum derecede yararlanılırken, savunma zaafiyetinin ikinci plana atılması ve Servet ya da Gökhan Zan'dan bir Puyol, Pique yaratma isteği Galatasaray'ın gelecekte ne gibi bir sorunlar yaşayabileceğinin ipuçlarını verdi.

Avrupa maçları da dahil olmak üzere sezon başında oynadığı hemen hemen her maçta gol yiyen ve savunma kurgusunda yaşadığı sıkıntıların yanı sıra takım savunmasında da yaşadığı sorunları kumpanse edemeyen Rijkaard, takımı gol atmaya sürüklediği her maçta etkili ayakları ile skora ulaştı.  

Takım savunmasında yaşadığı  zaafiyet nedeniyle her maç gol yiyen Galatasaray, yediğinin bir ya da iki fazlasını attığı sürece hedefe yürüdü. Skor yükünü çeken Baros ve Kewell'ın sakatlanması, Nonda'nın uzun süredir yaşadığı sakatlığın etkilerinin her geçen hafta biraz daha göze batması ve ortaya çıkan bu duruma paralel olarak 4-2-3-1 / 4-3-3 sisteminde denenen oyuncuların Rijkaard'ın taktik planını kusursuz olarak yerine getirememesi, sarı-kırmızılı takımı ucurumun kenarına kadar sürükledi.

Frank Rijkaard'ın 'alternatif planı' yok diyenlere inat her sistemi, her oyuncuyu çeşitli mevkiilerde denemesi kritik süreçte kadro istikrarsızlığını ve buna bağlı olarak da 34 hafta sonunda "Galatasaray şu sistemle ya da şu oyuncular ile oynadı" diyemeyen bir kitle yarattı.

YAŞANAN SAKATLIKLAR!

2009-2010 sezonunda Galatasaray'da Servet, Emre Güngör, Emre Aşık, Hakan Balta, Uğur Uçar, Gökhan Zan, Mehmet Topal, Harry Kewell, Arda Turan, Milan Baros çeşitli sakatlıklar yaşadı.  

Frank Rijkaard, bu oyuncuların 8'inden uzunca bir süre faydalanamadı. Bu 8 oyuncunun da Galatasaray'da her daim forma giyebilecek kapasitede isimler olması, ortaya çıkan durumun ne denli önemli olduğunu da gözler önüne seriyor.  

Rakiplerine göre en büyük avantajı kadro derinliği olan sarı-kırmızılı takım da Mehmet Topal, Hakan Balta stoperde oynadı, Uğur Uçar sol bekte, Arda Turan, Kewell, Keita santrforda... Yaşanan etkili sakatlıklar, Galatasaray'ın sürekli yarış içerisinde olmasını ve kısa vadede takımı ciddi bir anlamda etkilemezken; özellikle Milan Baros ve Harry Kewell'ın uzun süreli sakatlıkları Frank Rijkaard'ın tüm planlarını altüst etti.  

Rijkaard'ın yaklaşık olarak 4 ay sahalardan uzak kalan bu iki futbolcuyu kullanaması; Daum'un Uğur Boral ya da Cristian'ı kullanaması ya da Mustafa Denizli'nin Ekrem Dağ ya da İsmail Köybaşı'nı kullanaması gibi bir durum değildir. Takım bünyesini derinden etkileyen Baros ve Kewell'ın sakatlıkları, Fenerbahçe için Alex ya da Emre, Beşiktaş için de Bobo ve Ferrari'nin olmamasıdır aslında...  

Açımızı diğer tarafa çevirdiğimiz zaman ise Baros ve Kewell'in sakatlanması, Galatasaray'ı  transfere muhtaç bir hale sürüklediğini rahatlıkla görebiliyoruz.

Özellikle Baros sakatlanmasaydı, ne Nonda gidecekti bu takımdan ne de Givoni ya da Jo Florya'dan içeri girebilecekti... Galatasaray'ın bu sezon yaşadığı başarısızlık da en az Frank Rijkaard, futbolcular ve yönetim kadar Emre Belözoğlu'nun da payı vardır!

MASAYA YUMRUĞUNU VURAMAMAK!

Adnan Polat ve yönetimi kulübün başına geçtiğinden bu yana başarılı hamleler gerçekleştirdi. Özellikle stat projesinin kararlı bir şekilde devam ettirilmesi, Riva konusundaki tutum, tesislere yapılan yatırımlar, düzenlemeler, kulübün çeşitli branşlarına verilen önemin bir kat daha arttırılması, biriken borçların sistematize edilmesi, kaynak yaratılması, oluşturulan kadro, teknik adam tercihi, transferler için yapılan araştırmalar, pazarlıklar Polat ve yönetiminin hanesine sürekli artı olarak yazıldı.  

Adnan Polat ve yönetimi futbol takımının başarılı olabilmesi için tüm imkanları yarattı ancak psikolojik savaşının içerisinde aktif olarak yer alamadı.  Polat, takımın kötü gittiği dönemde Aziz Yıldırım ve ekibinin yapmayı bir gelenek haline getirdiği basın toplantılarını yaparak masaya yumruğunu vurmasını bilemedi, eleştirileri üzerinden atmayı, camiasını baskından kurtarmayı başaramadı.  

Adnan Öztürk'ün Olağan Genel Kurul'da Peter Kenyon gibi bir futbol dehasını Tevfik Fikret'ten içeri sokmasını hafife alan Polat, Öztürk'ün 1921 oy almasındaki mesajı da alamadı.  



TRANSFER POLİTİKASI VE RİSK FAKTÖRÜ!

Her transfer başlı başına risktir ve transfer edilen oyuncunun kalitesi kadar sosyal şartlar da transferdeki başarıda belirleyici olur.  

Transferdeki başarıyı da etkileyen bir çok dinamik vardır. Capone gibi vasat bir oyuncunun Türk futbolunun gelmiş geçmiş en iyi zamanlardaki 'sağ bek' performansını sergilemesinin altında yatan da budur işte, bahsettiğimiz dinamik etkenler...  

Ya da Real Madrid'deki Sneijder ve Robben ile Inter ve Bayern Münih'teki Sneijder ve Robben arasındaki 'koca bir uçurumluk fark' anlatmak istediklerimizin çıkış noktasıdır aslında. Risk, transfer, kalite ve dinamik etkenler çerçevesindeki örnekleri boğacak şekilde çoğaltabiliriz.  

Şimdi bir de Galatasaray'a dönelim. Adnan Polat ve yönetiminin yaptığı transferler ortada... Milan Baros ve Harry Kewell'ın transferlerine hayır diyebilecek bir taraftar ya da yönetici var mıdır? Peki ya Elano ve Keita... Peki, bonservis bedeli vermeden aldığınız, kiraladığınız Mustafa Sarp, Gökhan Zan, Caner Erkin... 

Elano'dan yüksek beklenti oluşturulması konusunu bir kenara bırakacak olursak, tek sıkıntı  bonservis bedeli ödemeden alınan Leo Franco ise şayet -ki odur- Haldun Üstünel ve diğer kurmaylar 'sezon başında' uyguladıkları transfer politikasında başarılıdır.

Şimdi bir de ara transfer dönemine gidelim...  Jo ve Giovani marka isimlerdir ve kariyerlerinde yaptıkları da, yapamadıkları da ortadır. Galatasaray bu oyuncuları 20 milyon avro bonservis bedeli ödeyerek de almamıştır, kiralamıştır! Denemiştir, olmamıştır...  
'14 milyon avro' ödenmeden kadroya kiralık olarak katılan bu oyuncuların 'yapamadıklarından' sonra koparılan fırtına ve Haldun Üstünel'e olan anlamsız yüklenmeler ise bir 'kurban arama' çalışmalarından öteye gitmez. Lucas Neill de bir riskti, sonuç?

Galatasaray taraftarı başkalaşmadan 'adil olmak' zorundadır.

Tabii bir de Shabani Nonda ve Harry Kewell konusu var! Öncelikle şunu kabul edelim; Nonda sakattı  ve her geçen hafta (özellikle son iki maçı) bırakın koşmayı, yürümeyi bile zor başarıyordu. Sakat olan bir futbolcu ile ligin kalan 18 haftasını geçirme riskini almak transfer riskini almaktan daha riskli bir olaydı.  

Galatasaray da böyle yaptı ve Nonda konusunda alacağı riski, transferde aldı. Oluşan durum itibariyla taraftar bazında tepki çeken tek konu Leo Franco'nun değil de Nonda'nın sözleşmesinin feshedilmesi oldu.  

Galatasaray'ın bu kararını da bazı nedenlere dayandırmak mümkün ancak sarı-kırmızılı yönetim Kewell konusundaki tavrında sınıfta kaldı. Yönetim ağırlığını koyamadı, masaya yumruğunu vuramadı ve Beşiktaş'ın Mathias Delgado'ya yaptığını Harry Kewell'a yapamadı!

Hepsi bu...

ŞANS FAKTÖRÜ VE DÜŞEN MOTİVASYON

Galatasaray bu sezon belki de tarihinin en şansız sezonu geçirdi. Takım performansını direkt olarak etkileyen oyuncuların şok sakatlıkları ve özellikle ligde 'kazanmaya yetecek kadar' iyi oynanan maçlarda alınan skorlar, son periyotta, son dakikalarda yenen goller sarı-kırmızılı takımın kaderini direkt olarak etkiledi.  

Biraz zorlayalım hafızları, tek tek bakalım. Ligin 7. haftası, Galatasaray 6'da 6 yaparak Eskişehirspor karşısına çıkıyor. Maç 1-1 bitiyor, maçta tek net bir pozisyonu olmayan Eskişehirspor 56. dakikada Mehmet Yılmaz'ın golüyle skoru eşitliyor.  

Yakaladığı galibiyet serisi bozulan, karizması çizilen, demoralize olan G.Saray bir sonraki hafta Başkent'te Ankaragücü'nden 83. dakikadan sonra üç gol birden yiyor. Haftalar 13'ü gösteriyor, rakip Manisaspor... 38'de Kewell atıyor, 83'te Joshua Simpson, maç 1-1 bitiyor. 15. hafta rakip İstanbul Büyükşehir Belediyespor, yer yine Ali Sami Yen.. 56'da Kewell atıyor, maç farka gidecek derken; 90+2'de Hasan Ali son düdüğü çalıyor, maç 1-1 sona eriyor.  

Hafta 22! Yer İnönü... 68'de Arda atıyor, Beşiktaş 'pozisyon yokken' 82'de Sivok ile buluyor golü, maç 1-1 bitiyor. Hafta 27, yer Ali Sami, rakip Fenerbahçe... Hiç abartmaya gerek yok tipik bir Galatasaray-Fenerbahçe maçı oynanıyor Ali Sami Yen'de... Selçuk uzaydan vuruyor, 'lensini takmayı unutan' Leo Franco 'hay hay buyursun gelsin' deyip fileler ile meşin yuvarlağın ilişkisini arttıyor.

Bu gol Fenerbahçe'yi şampiyonluk yarışında tutuyor.  

Hafta 28! Yer 4 Eylül Stadı, rakip Sivasspor... 17'de Barış atıyor, 90 dakika ceza sahası çevresine bile gelemeyen Sivasspor, 90+1'de kaleci Aykut'un ikramı sonrasında Mehmet Yıldız ile golü buluyor. 

Deplasmandaki Eskişehirspor, Trabzonspor ve Kayserispor maçlarını '82 ve 90 sendromu' içerisine katmıyorum... Şampiyonluk yarışındaki rakipleriniz Bursaspor ile Fenerbahçe bu sezon en az Galatasaray'ın 82 sonrası ve 90'da kaybettiği puanlar kadar, puan kazanırken; Fenerbahçe - Trabzonspor maçı hayıflanacak maç değildir.

Fenerbahçe, şans kredisini Antalyaspor deplasmanı ve Kadıköy'deki Manisa, Ankaragücü maçlarında fazlasıyla kullandı. Şampiyon Bursaspor'u söylemek ise yersiz...

"Olmayınca olmuyor, girmeyince girmiyor, top sevmedi, Tanrı istemedi" gibi hüsranla sonuçlanan maçlardan sonra kullanılan klişeleri bir kenera bırakacak olursak; 80'den sonra ya da 90'dan sonra gol yemek, 47 şut atıp da çerçeveyi yırtamamak, 13 pozisyona girip de o meşin yuvarlağı filelere yollayamamak sadece şans faktörü ile açıklanamaz. Şayet takımınız, kaybettiği puanların neredeyse tamamını 82 - 92 arası yediği goller ile kaybediyorsa orada bir sorun var demektir.  

Ya takımın kondisyonu yetmiyordur ya da maç konsantrasyonu 90 dakikaya yayılamıyordur. Aynı şekilde bir takım bir maçta 47 şut atıp 21'inde kaleye buluyorsa, o takımın şutörlerinde sorun var demektir...  

Ya da bir takım 13 pozisyona girip sadece bir gol çıkarabiliyorsa, o takımın hücum gücünde, gol amiralinde problem çözülemeyecek noktaya gelmiştir. Frank Rijkaard ve Johan Neskeens bunu yapamadı, yenilgilerin ve kaybedilen puanların derinliklerine inemedi, bir hamle yapamadı.

TARAFTARIN TUTUMU VE FRANCO

Ali Sami Yen Stadı her maç öncesi ve sonrasında 'Frank Rijkaard, Frank Rijkaard' diye inledi, sarı-kırmızılı taraftarlar bazı oyuncuları  'özel' tuttu; Milan Baros'u Nonda'yı bağrına bastığı  gibi Servet'i, Leo Franco'yu bağrına basmadı, basamadı...  Arda'ya verilen sorumluluk, aynı zamanda taraftara da verilen sorumluluk, bir yüktü  aslında...

Ne Arda taşıyabildi bu sorumluluğu ne de taraftar... Sarı-kırmızılı taraftarlar krizi yönetmesini bilemedi, krizden beslenmesini de...  

Bu sezonun taraftar bazında özeti, Ali Sami Yen Stadı'nda oynanan Fenerbahçe maçının 65. dakikasından sonra çıldırtırcasına Leo Franco'nun ıslıklanmasıdır!. Nokta.

GALATASARAY NE YAPMALI?

Galatasaray, zaten her sezon öncesi şampiyonluk şans diliminin içerisinde yer alıyor. Kim gelirse gelsin, formanın hedefi büyük oluyor ve o hedef size maç kazandırıyor.

Takımın başına her sezon başı Eric Gerets ya da Frank Rijkaard geçsin, Galatasaray bir sıra yukarı, bir sıra aşağı oynar! Kısa vadede oynanan futbol Eric Gerets ile daha da zevk verebilir, keyiften dört köşe de edebilir. Gerets, muhabirin sorularına bir dost gibi, vermesi gerektiği gibi cevap verir, Rijkaard karizmasıyla vurur, "aptalca sorular sormayın" diyebilecek değeri de bulur kendisinde.  

Gerets, "takım kalitesiz" diye açıklama yaparsa kovulur, Rijkaard dediği zaman ses çıkarılmaz. Çünkü Rijkaard güçtür, karizmadır, markadır, inanılan, güvenilen adamdır. Rijkaard bir Hollandalıdır, planlı, programlı  yaşamak onun hayat prensibidir. Bir nevi gelecek, 'günden' daha önemlidir onun için...  

Kulübün mantalitesini genişletmesi, marka değerini yükseltmesi, olaylara tecrübe gözüyle bakması  ve verdiği röportajlarda bile, biz Türklere futbolu öğretmesi bir kazançtır.  

Her insan gibi o da eleştirilebilir bir insandır. Ona inanmak da sorgusuz, sualsiz bağlılığı da beraberinde getirmemelidir. Frank Rijkaard, tüm etkenlerin toplam sonucu olarak Galatasaray'a başarısız bir sezon yaşatmıştır.  

Ancak onun bu başarısızlığı  kulüp ile ilişkisinin kesilmesini gerektirmez. İnandığınız bir adamın biletini cebine koyarsanız şayet, hayatınız sonuna kadar Arsene Wenger'in Arsenal ve Alex Ferguson'un da Manchester United kariyerini dilinize dolarsınız...

Ve şayet Ferguson ile Wenger'i dilinize dolayıp, istikrarı savunuyorsanız; düşüncelerinizde de çelişmeyecek, ne istediğinizi bilecek ve düşünülenlerin peşine takılmaktan vazgeçeceksiniz...  

Her şeyden önemlisi futbolda sürekli bir başarının olmadığı gerçeğinden yola çıkarak; sorgulayacaksınız ama sabırlı olmasını da bileceksiniz.

İşte her sarı-kırmızı bireye düşen de budur...

ÖZEL İNCELEME: Fatih ŞAMLIOĞLU


25.05.2010
Kaynak : Sporx.com



Haber hakkında yorumlar %37 %7.4 %55.6
Anelka68307 (10/07/2010 01:38)
cvp: Poyraz_Berlin
sen kendini neden bu kadar yükseklerde görüyorsun ya gs iste okadarda abarttiginiz kadar iyi bir takim degil fenerden sonra siz geliyorsunuz jo lar da...
rendroy13 (26/05/2010 18:35)
cvp: Poyraz_Berlin
Senin yorumlarını hep görüyorum . Çok boş yorumlar yapıyorsun emin ol . Fenerbahçe Spor Kulubünün bu sezon bilmem kaç şampyonluğunu yazan haberde bizm...
h_darkelf (26/05/2010 14:00)
bence karpuzu 2-2 olacak şekilde bölelim yiğenim...
Tüm yorumları oku(27) / Yorum ekle

Diğer İnceleme haberleri
Afrika'da parladılar... (09.07.2010)
Almanya-İngiltere rekabetinde son perde! (29.06.2010)
ÇILGIN Benitez! (19.06.2010)
11 sürpriz kader adamı! (05.06.2010)
Böyle mi olacaktı! (29.05.2010)
En büyük derbi! (25.03.2010)
Formula 1'de 2010 sezonu (23.02.2010)
Formula 1'de 2010 sezonu (II) (23.02.2010)
Formula 1'de 2010 sezonu (III) (23.02.2010)
Yabancı öğütme fabrikası (01.02.2010)
Devre arası kahramanları (29.12.2009)
Futbolda bahis ve şike (08.12.2009)
Rusya'nın maşallahı vardı (03.12.2009)
Serbest transfer piyasası (10.11.2009)
Doha'nın kraliçesi kim olacak? (26.10.2009) (resimli)

En çok izlenenler
Asist Andre Santos'tan!
25068 izlenme
Drenthe De Jong'a özendi! Uça...
8728 izlenme
Çılgın bir Bosnalı
16767 izlenme
Jaja Trabzonspor'da, işte o 4...
92135 izlenme
Çılgın futbol takımı Stjarnan...
43105 izlenme
Ashley Young'un direk şovu! İ...
136968 izlenme
James Milner'dan direk şov! K...
103952 izlenme
Galatasaray'da yattı, Manches...
10513 izlenme
* videolar, son 6 saat içerisinde en çok izlenmeye göre sıralanmıştır.
En Çok Okunan 10 Röportaj
Umutsuz şampiyonlar!
"Kocakaya Zepka'ya yalvardı!"
"LeBron değil Kobe" R
Rothen: "Daum beni istedi"
Bu klip çok konuşuluyor V
"Özer, Alex, Engin ve Selçuk"
"Kadıköy ve İnönü'de oynamak.."
"G.Saray'a daha hazır gelseydim.."
"Bu maçı kesinlikle kazanacağız"
"Milli Takım'ın geniş kadrosuna sığamadım" (R/V)
En Çok Okunan 10 İnceleme
En büyük derbi!
Formula 1'de 2010 sezonu
Formula 1'de 2010 sezonu (III)
Böyle mi olacaktı!
ÇILGIN Benitez!
Afrika'da parladılar...
Yabancı öğütme fabrikası
Formula 1'de 2010 sezonu (II)
Galacticos'un dramı!
11 sürpriz kader adamı!
ARAMA
Detaylı Arama        
· Ana Sayfa · Futbol · Oyun · Basketbol · Voleybol · Tenis · Motor Sporları · At Yarışı · İddaa · Canlı Sonuçlar
· Yazarlar · Fotoğraf Galerisi · TV’de Bugün · Spor Haberleri · İçerik Paylaşımı · Mobil · Bize Ulaşın · Üyelik · Künye
· About Us

sporx.com web sitesinde yer alan tüm sayısal veriler, istatistikler ve tahminler sadece bilgilendirme amaçlıdır. Köşe yazılarında yer alan içerik yazarların kendi görüşleri olup; ilgili konu hakkında sporx.com'un genel görüşünü yansıtmaz. Web sayfalarımızda yer alan bilgiler ve doğrulukları tarafımızca garanti edilmemekte olup, bu bilgiler belli bir getirinin sağlanmasına yönelik olarak verilmemektedir. Bu nedenle bu sayfalarda yer alan bilgilerdeki hatalardan, eksikliklerden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sporx.com sorumlu tutulamaz.